ne alaka bilmiyorum ama seni dusunmek guzel sey (:
içimde hayvani bir mutluluk var. iddialarımın tersi söylense de, uzaklaştırılsam da, sınıf tekrarına uygun görülsem de, sevdiğim - özlediklerim tarafından pek akla gelinmesem de; iç huzur sahibi bir kişiyim artık. bunu bulabilmek yıpratmış, fazla vaktimi silip süpürmüş ama, umurumda da olduğunu söyleyemem.
birincisi, artık bel bağladığım -daha doğrusu şöyle söyleyeyim- "bağımlı"sı olduğum insan veyahut insanlar artık pek de bağımlılık konusu olmayacaklar benim için. olmayacaklardan öte, değiller bile. bağımlılığım kendime artık.
şunu söyleyeyim; değerverdiğim fark edildiğinde, bu iki kişi için yürüttüğüm şu ihtimaller gerçekleşti; ya bu değer dediğimiz şey saçma önyargı ve kuruntularla sınanıp sonuç olarak içten içe "yetersizsin" damgası vurularak gerçekçi olmasa da bir takım hayallerimin kendisiyle olmayacağını bana hatırlattı.
ya da "lan ben bunun zaten beyninde belirli bir yer edinmişim, bana ihtiyacı var ve o ihtiyaç her zaman var onda. en iyisi ben hiç uğraşmayayım. nasılsa işim düşecek, o zaman onunkileri de aradan başarıyla çıkartırım, nasılsa bana bir şey demez." düşüncesine benim zayıflığımı ortaya koymam yüzünden kesinlikle istemsiz olarak kapıldığından rafa kaldırıldım.
fekat rahatlıkla söyleyebiliyorum artık; umursamamayı öğrendim. mutluluğu da öğrendim. açıkça söylemek gerekirse de ihtiyacım yok sanırım bu konuda pek çoğunuza. ihtiyacım olan kişilere de zaten bunu belli ederim, sevdiğim insanlara bunu belli ederim, ama artık hiçbir zaman aşırısıyla değil.
bunları rahatlıkla söyleyebilmemin sebebi de şu; burda ihtiyacımın olmadığını belirttiğim ve laf ettiğim iki kişiden önce kendimi eleştirebildim ben olmayan birinin gözüyle. evet bunu bu kadar kesin söyleyebiliyorum.
bu eleştirme meselesi sadece belirli kişiler için geçerli değil. kişiler vardır, kurumlar vardır, sistemler ve sen varsındır. bunların her birini -kendini eleştirebilmek için- boş bir kafayla analiz etmek gereklidir. fekat kişi kendisiyle ilgili bazı şeylerin farkında olmadan, kendisini analiz etmeden bunları yaparsa (analiz ve özeleştiri farklı şeylerdir) kafasının karışıklığı kendisinden uzaklaşmasıyla doğru orantılı olur.
bunlara ek olarak pek çok şeyi tek bir gecede çözebiliyormuş kişi.
sorunlarım nelerdi; insanlarla kurduğum ilişkiler, aile, okul ve ben -ki bu ilk üç sorunu çözmek için gerekli olan tek şey, yani kişinin kendini çözmesi-.
evet insanlarla kurduğum ilişkilere devam edecek olursam; ikincisi; yaptığım şeyleri hatırladığım yaşlardan beri (küçüklüğümden beri mi denir ne denir) -sınıf ortamını örnek alalım-,çevremdekilerin sorunlarına yoğunlaştım sanki hiç problemim yokmuş, çok büyük bir olgunluğa ulaşmış pörfek* bir insanmışım gibi (olgunlukla kafayı yememiştim bu yanlış anlaşılmasın, bu şekilde hareket ettiğimin farkında değildim sadece). canı sıkılan içi daralan tanıdıklarımın içten içe köpeği oluyordum (bazı yerlerde bu doğru çünkü bu davranışımı farkında olmadan da olsa sömürmeye çalışmayan insanlar da vardı) ayrım yapmadan ve bunun sebebi de kendime yoğunlaşmaktan korkmamdı. ama kendi üzerime düşmemi gerektiren şeyleri böyle davranarak balon gibi patlatıp parçalayamıyordum, daha da büyüyorlardı. ha bunun farkına biraz varmaya başlayınca kafa karışıklığı ve onun da getirdiği problemler (okul, aile, vb. vb...) ortaya çıkmaya başladı. ve gitgide "nasılsa mevcut" konumuna geldim bazı kişiler tarafından. (evet ilgi istedim. herkesin buna ihtiyacı vardır -avutma cümlesi-)
böyle bir konuma gelince de "höst lan" nidalarıyla silkinmeden edemiyor insan. eh tabi hep karşı tarafı düşüncesizlikle suçlarken de özeleştiri yapılmadığı için kendi gerzekliğini fark edemiyor insan (ha onlarda hata yok muydu? tabi ki bir nebze vardı o ayrı).
bendeki aksaklık yaratan şey de, bunun farkında olmama ramen, alışkanlığa dönüştüğü için bunu değiştiremememdi.
diyorum ya; tek gecede kafanda halledebiliyormuşsun seni yoran her şeyi, hafifleyebiliyormuşsun sevgine, huzuruna inanıp, kolaymış hepsi.
evet efendim okul problemine gelelim. "sınıfta kalmak" gerçekliğinin doruğundayım ama onun için de kendimi paralamayı planlamıyorum. "ya amağğ, çalıştığmm, uğraştığğm", yalan bunlar. sınavlara bir gün kala gece dört beş saat çalışmakla anca 40 notu alınabiliyor. hatamın farkındayım. müteşekkirim gerizekalı olmaddığım için. açıkçası (sivrilmek için söylemiyorum)
aşırı olmasa da zeki olduğuma inanıyorum artık (bunun sebebini belki daha sonra yazarım). ve geride kalmayı kabullenemeyen ama kaldiginda da siklemeyen, rekabeti seven ama rekabetin igrenç olduğunu düşünen, farkındalıkları olan, ama tembel yapılı kisiyim. ileriye geçmek gibi bir amacım yok. sadece geride kalmamak. ve bu isteğimi de keyfime düşkünlüğüm yüzünden gerçekleştiremiyorum. tek gereklilik programa girmek bu durumda. çalışırsam yaparım çok söylendi bu laf bana ama şimdi anlıyorum ne olduğunu.
bir kaç saatlik çalışmayla o kadarını yapıyorsam, toplamda yirmi saat çalıştığımı düşünelim, tam puan alarak da geçerim ben amına koyduğumun sınıfını.
bunları sadece düşüncelerime dayanarak söylemiyorum, benzeri bir örneği sekizinci sınıfta göt edişle sonuçlandırdım. bir kere yaptıysam bir daha yaparım. onların isteği -benim isteğim\amacım ve onlarınkiler mevzusu da var ama bu konuda kesinlikle bencil olmam gerekli (bunu bana söyleyen kişiye sonsuz teşekkürlerimi sunarım), bundan dolayı o konuya girmiyorum.
aile meselesine gelecek olursam; anne kişisi bana 8 - 9 sene kadar tabiri caizse hem analık hem de babalık yaptı. annemin bir ömrü var (yaa..), tüm ebeveynlerin, tüm insanların birer ömrü var (yaa yaa..) ve herkes bu ömrü bir şeyler için tüketir; sadece kendisi için, "aşk" diye adlandırdıkları cinsel yaşamları için, "aşk" diye adlandırdıkları sevgileri için, ve bu çoğaltabileceğimiz uğraşların arasında sonucu belli olmayan tek şey kişinin kendisini başka bir 'insan'a adamasıdır. çünkü insanda beyin diye bir şey var (hmm) ve fikir - duygu - düşünceleriyle karşılarındaki kişiyle empati kurmayı unutarak hareket edebilirler. ve haliyle ömrünü o yolda harcayan kişi babayı alabilir (pek de mutlu olmaz yani).
temadan uzaklaşmaya başlıyormuşum gibi hissettim. toparlayayım; benim mutluluğum annemin mutluluğudur. bunun özeti budur ama açıklayacak olursam şöyle diyebilirim; bu kadın bana (benim için) kendi sağlığını unutmaya hazır -ki büyük ölçüde unuttu bile-. babamdan ona kalan tek şey olduğum için, kendi gençliği de yitip gittiği için bütün huzuru benim. benim rahat olmam için bariz kıçını yırtıyor, yapmaya girişmeyeceği şey yok. ve bu noktada benim görevim mutlu olmak (evet ben bir robotum). çünkü dedim ya, benim mutluluğum onun mutluluğu.
bir de bu anacığımın olumsuz yanlarına bakalım (her ana - babada olur, nörmaldir). senin güçlenmeni isterler değil mi? ayaklarının üzerinde durabilmeni, hatta zıplayarak dolaşabilmenizi istemezler mi? biraz için bizimle uğraştıklarını bu yolla belli etmezler mi? ederler, öyle bir ederler ki hem de.. sizi daha güçlü kılabilmek için paralarlar kendilerini ama bunu yaparken sizi kontrol etmeye çabalamaya da özen gösterirler kimseye kendinizi kontrol ettirmemenizi söyleseler de.
-yazımı burada sonlandırmışım, defterimden geçirdim bunu. geçen haftaiçi yazmıştım, gününü hatırlamıyorum, uykuluydum bi onu hatırlıyorum.
*ımıt (:
birincisi, artık bel bağladığım -daha doğrusu şöyle söyleyeyim- "bağımlı"sı olduğum insan veyahut insanlar artık pek de bağımlılık konusu olmayacaklar benim için. olmayacaklardan öte, değiller bile. bağımlılığım kendime artık.
şunu söyleyeyim; değerverdiğim fark edildiğinde, bu iki kişi için yürüttüğüm şu ihtimaller gerçekleşti; ya bu değer dediğimiz şey saçma önyargı ve kuruntularla sınanıp sonuç olarak içten içe "yetersizsin" damgası vurularak gerçekçi olmasa da bir takım hayallerimin kendisiyle olmayacağını bana hatırlattı.
ya da "lan ben bunun zaten beyninde belirli bir yer edinmişim, bana ihtiyacı var ve o ihtiyaç her zaman var onda. en iyisi ben hiç uğraşmayayım. nasılsa işim düşecek, o zaman onunkileri de aradan başarıyla çıkartırım, nasılsa bana bir şey demez." düşüncesine benim zayıflığımı ortaya koymam yüzünden kesinlikle istemsiz olarak kapıldığından rafa kaldırıldım.
fekat rahatlıkla söyleyebiliyorum artık; umursamamayı öğrendim. mutluluğu da öğrendim. açıkça söylemek gerekirse de ihtiyacım yok sanırım bu konuda pek çoğunuza. ihtiyacım olan kişilere de zaten bunu belli ederim, sevdiğim insanlara bunu belli ederim, ama artık hiçbir zaman aşırısıyla değil.
bunları rahatlıkla söyleyebilmemin sebebi de şu; burda ihtiyacımın olmadığını belirttiğim ve laf ettiğim iki kişiden önce kendimi eleştirebildim ben olmayan birinin gözüyle. evet bunu bu kadar kesin söyleyebiliyorum.
bu eleştirme meselesi sadece belirli kişiler için geçerli değil. kişiler vardır, kurumlar vardır, sistemler ve sen varsındır. bunların her birini -kendini eleştirebilmek için- boş bir kafayla analiz etmek gereklidir. fekat kişi kendisiyle ilgili bazı şeylerin farkında olmadan, kendisini analiz etmeden bunları yaparsa (analiz ve özeleştiri farklı şeylerdir) kafasının karışıklığı kendisinden uzaklaşmasıyla doğru orantılı olur.
bunlara ek olarak pek çok şeyi tek bir gecede çözebiliyormuş kişi.
sorunlarım nelerdi; insanlarla kurduğum ilişkiler, aile, okul ve ben -ki bu ilk üç sorunu çözmek için gerekli olan tek şey, yani kişinin kendini çözmesi-.
evet insanlarla kurduğum ilişkilere devam edecek olursam; ikincisi; yaptığım şeyleri hatırladığım yaşlardan beri (küçüklüğümden beri mi denir ne denir) -sınıf ortamını örnek alalım-,çevremdekilerin sorunlarına yoğunlaştım sanki hiç problemim yokmuş, çok büyük bir olgunluğa ulaşmış pörfek* bir insanmışım gibi (olgunlukla kafayı yememiştim bu yanlış anlaşılmasın, bu şekilde hareket ettiğimin farkında değildim sadece). canı sıkılan içi daralan tanıdıklarımın içten içe köpeği oluyordum (bazı yerlerde bu doğru çünkü bu davranışımı farkında olmadan da olsa sömürmeye çalışmayan insanlar da vardı) ayrım yapmadan ve bunun sebebi de kendime yoğunlaşmaktan korkmamdı. ama kendi üzerime düşmemi gerektiren şeyleri böyle davranarak balon gibi patlatıp parçalayamıyordum, daha da büyüyorlardı. ha bunun farkına biraz varmaya başlayınca kafa karışıklığı ve onun da getirdiği problemler (okul, aile, vb. vb...) ortaya çıkmaya başladı. ve gitgide "nasılsa mevcut" konumuna geldim bazı kişiler tarafından. (evet ilgi istedim. herkesin buna ihtiyacı vardır -avutma cümlesi-)
böyle bir konuma gelince de "höst lan" nidalarıyla silkinmeden edemiyor insan. eh tabi hep karşı tarafı düşüncesizlikle suçlarken de özeleştiri yapılmadığı için kendi gerzekliğini fark edemiyor insan (ha onlarda hata yok muydu? tabi ki bir nebze vardı o ayrı).
bendeki aksaklık yaratan şey de, bunun farkında olmama ramen, alışkanlığa dönüştüğü için bunu değiştiremememdi.
diyorum ya; tek gecede kafanda halledebiliyormuşsun seni yoran her şeyi, hafifleyebiliyormuşsun sevgine, huzuruna inanıp, kolaymış hepsi.
evet efendim okul problemine gelelim. "sınıfta kalmak" gerçekliğinin doruğundayım ama onun için de kendimi paralamayı planlamıyorum. "ya amağğ, çalıştığmm, uğraştığğm", yalan bunlar. sınavlara bir gün kala gece dört beş saat çalışmakla anca 40 notu alınabiliyor. hatamın farkındayım. müteşekkirim gerizekalı olmaddığım için. açıkçası (sivrilmek için söylemiyorum)
aşırı olmasa da zeki olduğuma inanıyorum artık (bunun sebebini belki daha sonra yazarım). ve geride kalmayı kabullenemeyen ama kaldiginda da siklemeyen, rekabeti seven ama rekabetin igrenç olduğunu düşünen, farkındalıkları olan, ama tembel yapılı kisiyim. ileriye geçmek gibi bir amacım yok. sadece geride kalmamak. ve bu isteğimi de keyfime düşkünlüğüm yüzünden gerçekleştiremiyorum. tek gereklilik programa girmek bu durumda. çalışırsam yaparım çok söylendi bu laf bana ama şimdi anlıyorum ne olduğunu.
bir kaç saatlik çalışmayla o kadarını yapıyorsam, toplamda yirmi saat çalıştığımı düşünelim, tam puan alarak da geçerim ben amına koyduğumun sınıfını.
bunları sadece düşüncelerime dayanarak söylemiyorum, benzeri bir örneği sekizinci sınıfta göt edişle sonuçlandırdım. bir kere yaptıysam bir daha yaparım. onların isteği -benim isteğim\amacım ve onlarınkiler mevzusu da var ama bu konuda kesinlikle bencil olmam gerekli (bunu bana söyleyen kişiye sonsuz teşekkürlerimi sunarım), bundan dolayı o konuya girmiyorum.
aile meselesine gelecek olursam; anne kişisi bana 8 - 9 sene kadar tabiri caizse hem analık hem de babalık yaptı. annemin bir ömrü var (yaa..), tüm ebeveynlerin, tüm insanların birer ömrü var (yaa yaa..) ve herkes bu ömrü bir şeyler için tüketir; sadece kendisi için, "aşk" diye adlandırdıkları cinsel yaşamları için, "aşk" diye adlandırdıkları sevgileri için, ve bu çoğaltabileceğimiz uğraşların arasında sonucu belli olmayan tek şey kişinin kendisini başka bir 'insan'a adamasıdır. çünkü insanda beyin diye bir şey var (hmm) ve fikir - duygu - düşünceleriyle karşılarındaki kişiyle empati kurmayı unutarak hareket edebilirler. ve haliyle ömrünü o yolda harcayan kişi babayı alabilir (pek de mutlu olmaz yani).
temadan uzaklaşmaya başlıyormuşum gibi hissettim. toparlayayım; benim mutluluğum annemin mutluluğudur. bunun özeti budur ama açıklayacak olursam şöyle diyebilirim; bu kadın bana (benim için) kendi sağlığını unutmaya hazır -ki büyük ölçüde unuttu bile-. babamdan ona kalan tek şey olduğum için, kendi gençliği de yitip gittiği için bütün huzuru benim. benim rahat olmam için bariz kıçını yırtıyor, yapmaya girişmeyeceği şey yok. ve bu noktada benim görevim mutlu olmak (evet ben bir robotum). çünkü dedim ya, benim mutluluğum onun mutluluğu.
bir de bu anacığımın olumsuz yanlarına bakalım (her ana - babada olur, nörmaldir). senin güçlenmeni isterler değil mi? ayaklarının üzerinde durabilmeni, hatta zıplayarak dolaşabilmenizi istemezler mi? biraz için bizimle uğraştıklarını bu yolla belli etmezler mi? ederler, öyle bir ederler ki hem de.. sizi daha güçlü kılabilmek için paralarlar kendilerini ama bunu yaparken sizi kontrol etmeye çabalamaya da özen gösterirler kimseye kendinizi kontrol ettirmemenizi söyleseler de.
-yazımı burada sonlandırmışım, defterimden geçirdim bunu. geçen haftaiçi yazmıştım, gününü hatırlamıyorum, uykuluydum bi onu hatırlıyorum.
*ımıt (:

0 Comments:
Post a Comment
<< Home